Yirmi İkinci Bölüm
Veda Haccı
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Veda haccı ve zamanı
Allah Teâlâ’nın irâdesine uygun olarak ümmetin zihni putperestlik şaibesinden ve cahiliye adetlerinden temizlenmiş, kalbleri îmân nuruyla aydınlanıp, sevgi ve muhabbet alevleriyle parlamıştı. Beytullah da putlardan ve her türlü pislikten temizlenmişti. Müminler uzun zamandır tavâf edemedikleri Kâbe’yi özlemişlerdi. Sevgi ve muhabbet kadehi dolup taşmış ve veda saati gelip çatmıştı. Şartlar Resulullah’ı ümmetine vedâ etmeye zorluyordu. Allah Teâlâ da Peygamberinin haccetmesine izin verdi. Bu Resulullah’ın İslâm tarihindeki ilk haccıydı.
Veda haccının tebliğ ve terbiye açısından değeri
Hz. Peygamber haccetmek, müslümanlarla buluşmak, onlara dinlerini ve hac ibadetinin esaslarını öğretmek, emaneti tebliğ etmek, son vasiyyetlerini yapmak, müslümanlardan sözlerinde duracaklarına dair teminât almak, cahiliye kalıntılarını yok etmek ve izlerini silmek, cahiliye inançlarını ayaklar altına almak maksadıyla Medine’den yola çıktı. Bu hac, bin hutbeye ve bin derse bedeldi. Adeta taşınabilen bir medrese, seyyâr bir mescit ve kışlaydı. Cahiller onda ilim ve irfan öğrenir, gafiller uyanırdı. Tembeller canlanır, zayıflar güç kazanırdı. Bu yolculuk anında ve konakladıklarında üzerlerini örten bir rahmet bulutuydu. Bu, Hz. Peygamber’in sohbet, sevgi, şefkat, terbiye ve murakebe bulutuydu.
Resulullah’ın Veda haccının dakika dakika tesbiti
Ashab-ı Kirâm’dan her yönüyle güvenilir râvîler, Resulullah’ın bu mübarek yolculuğunu dakika dakika kaydetmişlerdi. Hem de en küçük hadiseye varıncaya kadar, bütün ayrıntılarıyla. Hiçbir büyük hükümdarın, âlimin ve mümtâz şahsiyetin yolculuğu bu şekilde tesbit ve kaydedilmemiştir.
Özetle vedâ haccı
“Haccetu’l-Vedâ”, “Haccetu’l-belâğ” ve “Haccetu’t-tamâm” diye isimlendirilen bu haccı hülâsaten anlatacağız. Bu yıl Hz. Peygamber’le birlikte yüz binden fazla insan da haccetmişti.
Resulullah hacca nasıl gitti?
Resulullah hacca karar verince bunu bütün müslümanlara ilân etti. Onlar da Hz. Peygamber’le birlikte haccetmek için hazırlandılar.
Medine çevresinde oturanlar da bunu duydular ve Resulullah ile birlikte haccetmek üzere yola çıktılar. Yolda çok sayıda insan Resulullah’ın hac kafilesine katıldı. Resulullah’ın önünde, arkasında, sağında ve solunda olmak üzere O’na refakat ediyorlardı. Hz. Peygamber gözüyle onları süzüyordu. Resulullah 25 Zilkade Cumartesi günü, öğle namazının 4 rekâtlık farzını edâ ettikten sonra Medine’den hareket etti. Hareketinden önce irad ettiği hutbede, müminlere ihramın vacibleri ve sünnetleri hakkında bilgi verdi.
Sonra “telbiye” ederek yola koyuldu. “Ya Rab! Davetine sözümle, özümle tekrar tekrar icâbet ettim, emrine boyun eğdim. Allah’ım davetine icabet borcumdur. Senin, mülkünde eşin ve ortağın yoktur. Ya Rab! Bütün varlığımla sana yöneldim. Şüphesiz hamd sana mahsustur. Nimet senin, mülk senindir. Senin ortağın yoktur.”
Halk da Resulullah ile birlikte bazan fazla bazan da eksik söylüyorlardı. Fakat Hz. Peygamber hiçbir zaman onları ayıplamıyor bilâkis memnun oluyordu. Resulullah telbiyeye devam etti. Sonra Arc’a kadar geldi ve orada konakladı. Hz. Peygamberle Hz. Ebû Bekir’in tek bir yük develeri vardı.
Sonra tekrar yola çıktı ve Ebvâ, Usfân vadisi ve Serif’e kadar geldi. Buradan hareketle Zituvâ’ya vardı, orada konakladı ve pazar gecesini burada geçirdi. 4 Zilhicce günü, sabah namazını da Zituvâ’da kıldı. Yıkandıktan sonra Mekke’ye doğru hareket etti. Gündüz vakti üst tarafından Mekke’ye girdi ve Mescid-i Haram’a varıncaya kadar yürüdü. Kuşluk vakti olmuştu. Resulullah Kâbe’yi görünce: “Allah’ım! Beytinin şerefini, yüceliğini, iyiliğini ve heybetini arttır.” diye dua etti. Sonra iki elini açıp tekbir getirerek: “Allahım! Sen Selâmsın, selâmet ancak sendendir” buyurdu.
Mescid-i Harâm’a girince Kâbe’ye yöneldi ve Hacer-i Esved’in hizasına gelince ona eliyle dokundu. Fakat çok yaklaşmadı. Sonra Hacer-i Esved’i sağına, Kâbe’yi soluna alıp ilk üç şavtını hızlı adımlarla tamamladı.
Hz. Peygamber yürürken adımlarını kısaltıp süratle yürüyordu. Ridâsını koluna alıp bir omuzuna atmış, diğer omuzunu da açmıştı. Hacer-i Esved’in karşısına her gelişinde ona işaret ediyor ve asâsıyla ona dokunuyordu. Tavafını tamamlayınca, Makam-ı İbrahim’in arkasına geldi ve “Makam-ı İbrahim’i namazgâh edininiz.” âyet-i kerimesini okudu. İki rek’ât namaz kıldıktan sonra, tekrar Hacer-i Esved’e yöneldi ve ona eliyle dokundu. Sonra Safâ tepesinin karşısındaki kapıdan çıkıp Safâ tepesine doğru gitti. Tepeye yaklaşınca “Muhakkak ki, Safâ ile Merve Allah’ın (ibâdete vesile olan) alâmetlerindendir.” mealindeki âyet-i kerimeyi okudu. “Allah Teâlâ’nın başladığı şeyle başlıyorum.” deyip tepe üzerine çıktı. Beytullah’ı görünce kıbleye yöneldi ve: “Allah’tan başka ilâh yoktur. O tektir, şeriki yoktur. Mülk O’nundur. Hamd O’nadır. O herşeye kadirdir. Allah’tan başka ilâh yoktur. Yalnız Allah vardır. O, va’dini yerine getirdi, kuluna yardım etti ve düşman ordularını tek başına hezimete uğrattı.” dedi.
Resulullah Mekke’de dört gün kaldı (Pazar, Pazartesi, Salı, Çarşamba). Perşembe günü kuşluk vaktinde yanındaki müminlerle Mina’ya hareket etti ve orada konakladı. Cuma gecesini orada geçirdi. Güneş doğunca oradan Arafat’a gitti. Nemire’de kendisi için bir çadır kurulmuştu. Orada konakladı. Zevâl vaktinde Kasvâ adlı devesinin üzerinde halka mühim bir hutbe irad etti. Resulullah bu hutbesiyle İslâm esaslarını iyice yerleştiriyor, bütün dinlerin ittifakla haram saydığı cana, mala ve namusa tecavüzü yasaklıyordu. Hz. Peygamber yine bu hutbesiyle cahiliyye devrine ait işleri ayaklar altına alıyor, faizi tamamen kaldırıp iptal ediyor, kadınlara iyi davranmayı tavsiye ediyor, onların hak ve sorumluluklarını açıklıyor ve onların giyim-kuşamlarının ve rızıklarının, örf ve âdetlere uygun olarak temininin erkeklere ait bir görev olduğunu ilân ediyordu.
Resulullah ümmetine Allah’ın kitabına sımsıkı sarılmalarını tavsiye etti ve ona sarıldıkları müddetçe, doğru yoldan ayrılmayacaklarını haber verdi. Allah’ın kitabından mesul olduklarını bildirdi. Ashabına kendisi hakkında sorulduğunda ne diyeceklerini ve nasıl şehadet edeceklerini sordu. Onlar: “Allah’ın risâletini tebliğ ettin, Peygamberlik görevini edâ ettin, bize nasihatta bulundun.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber şehadet parmağını semaya doğru kaldırarak: “Şahid ol Yâ Râb! Şahid ol Yâ Râb! Şahid ol Yâ Râb!” buyurdu. Sonra orada bulunanların, sözlerini bulunmayanlara tebliğ etmesini istedi. Hutbesini tamamlayınca, Bilâl’i çağırdı ve ezan okumasını emretti. Ezanı müteakip kamet okundu. Öğle namazını iki rekât kıldı. Sonra ikindi namazını da aynı şekilde iki rekât kıldı. O gün Cuma günüydü.
Namazı müteakip deveye binip vakfe yerine (mevkıf) geldi. Devesinin üzerinde olduğu halde bu görevini (vakfe) eda etti. Sonra güneş batıncaya kadar Allah’a dua ve niyazda bulundu. Dua ederken ellerini göğsüne kadar kaldırmış, sadaka isteyen bir fakir edâsıyla: “Allah’ım! Sen sözümü işitiyor, mekânımı, gizli açık herşeyimi biliyorsun. Benim hiçbir işim sana gizli değildir. Ben zavallı bir fakirim. Sana yalvarıyor, senden yardım diliyorum, senden korkuyor, sana sığınıyorum. Günahımı itiraf ediyor, bir miskin gibi yalvarıyor, zelil bir günahkâr gibi tazarru ve niyazda bulunuyorum. Zarara uğramış, senden korkan, sana boyun bükmüş ve senin için göz yaşları dökmüş, senin uğrunda vücudunu zelil etmiş ve yüzünü toprağa sürtmüş bir insan gibi sana dua ediyorum. Ya Rabbi! Beni kötü ve bedbaht bir insan yapma, bana şefkat ve merhamet eyle. Ey kendisinden dua ve niyazda bulunulanların en hayırlısı! Ey ihsan edenlerin en hayırlısı!” diyordu.
Bu sırada “Bugün ben sizin dininizi ikmal ettim. Size ihsan ettiğim nimetleri tamamladım, din olarak da İslâm’ı kabul ettim” meâlindeki âyet-i kerime nâzil oldu.
Güneş batınca da Arafat’tan yavaş yavaş indi. Üsâme b. Zeyd’i de terkisine aldı. Yavaş yavaş iniyor ve devesinin yularını kendine doğru çekiyordu. Öyle ki devesinin başı üzerindeki eşyaya değiyordu. Ashâb-ı kirâma da: “Ey müminler yavaş yavaş gidiniz.” diyor ve telbiyeye devam ediyordu. Müzdelife’ye varıncaya kadar telbiyeyi kesmedi. Müzdelife’de müezzine ezan okumasını emretti. Müezzin ezanı müteakip kamet okudu. Yükleri indirmeden ve develeri çöktürmeden önce, akşam namazını kıldı. Halk yükleri indirdikten sonra onlara emretti ve onlar da namazlarını kıldılar. Sonra Resulullah yatsı namazını kıldı ve istirahata çekilip uyudu.
Sabahleyin şafak sökünce erken saatlerde sabah namazını kıldı. Sonra devesine binip Meş’aru’l-Haram’a geldi. Kıbleye dönüp dua ve niyazda bulunmaya, tekbir, tehlil ve zikre başladı. Ortalık iyice aydınlanıncaya kadar vakfeden ayrılmadı. Bu güneş doğmadan önceydi. Sonra Fazl b. Abbâs’ı terkisine alarak Müzdelife’ye hareket etti. Fazl’a kendisi için yedi tane küçük çakıl taşı toplamasını söyledi. Muhassir vâdisine gelince devesini hızla sürdü. Çünkü Fil ordusu Allah’ın gazâbına burada uğramıştı. Sonra Mina’ya ve Akabe cemresine vardı. Güneş doğmadan, devesinin üzerinde olduğu halde çakıl taşlarını Akabe cemresine attı ve telbiyeye ara verdi.
Sonra tekrar Mina’ya döndü. Burada halka çok özlü bir hutbe irad etti. Onlara, Kurban gününün “haram gün” olduğunu ve bugünün Allah katındaki üstünlüğünü bildirdi. Kendilerini Kitabullah’a bağlayan şahsa (Resulullah) itaat etmelerini emretti. Hac ibadetinin esaslarını kendinden öğrenmelerini söyledi. Halkın kendinden sonra tekrar, birbirlerinin boynunu vuran kâfirler gibi olmamalarını, sapıklık ve küfre dönmemelerini emretti. “Burada bulunanlar bu hususları bulunmayanlara bildirsin!” dedi.
Resul-i Ekrem Mina’daki hutbesinde şöyle diyordu:
“Rabbinize ibadet ediniz, beş vakit namazınızı kılınız, Ramazan orucunuzu tutunuz ve emredildiğinde itaat ediniz ki Rabbinizin cennetine giresiniz.”
Resulullah daha sonra müslümanlarla vedalaştı. Bu yüzden Ashab-ı Kirâm Hz. Peygamberin bu haccına “Veda Haccı” dediler.
Hz. Peygamber buradan Minâ’da kurban kesilen yere gitti. Burada 63 kurbanlık hayvanı bizzat kendi kesti. Resulullah ömrünün her yılı için bir kurban kesmişti. Sonra geri kalan kurbanlıkları kesmesini Hz. Ali’ye emretti. Kurban kesme işi tamamlanınca berberi çağırdı ve başını tıraş ettirdi. Kesilen saçlarını huzurunda bekleyen müslümanlara taksim etti. Sonra ağır ağır Mekke’ye döndü ve “Tavâf-ı ifâda”yı yaptı. Bu ziyaret tavâfıydı. Buradan Zemzem kuyusunun yanına gitti ve ayakta Zemzem suyu içti. Sonra aynı gün Minâ’ya döndü ve geceyi orada geçirdi. Sabah olunca zeval vaktine kadar bekledi. Zeval vaktinde cemrelere doğru yürüdü. Cemre-i ûlâ’dan başladı ve sırasıyla Cemre-i vustâ ve Cemre-i sâlise’ye yani Cemre-i Akabe’ye taş attı. Mina’da halka iki hutbe irad etti. Biri kurban günü hutbesi olup daha önce bahsedildi. Diğeri ise Kurban bayramının ikinci günü irad ettiği hutbeydi.
Resulullah eyyâm-ı teşrik’de (Zilhicce’nin 11-12 ve 13. günleri) orada kaldı. Sonra Mekke’ye hareket etti. Gece seher vaktinde vedâ tavafını yaptı. Ashâb-ı Kirâm’a yola çıkmalarını emretti, kendisi de Medine’ye müteveccihen yola çıktı.
Resûlullah Gadîr-i Humm’a varınca bir hutbe irad edip Hz. Ali’nin faziletinden bahsetmiş ve: “Ben kimin mevlâsı isem Hz. Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım! Ona dost olana dost, ona düşman olana sen de düşman ol!” demiştir.
Zülhuleyfe’ye varınca geceyi orada geçirdi. Medine’yi görünce de üç defa tekbir getirdi ve: “Allah’tan başka ilâh yoktur. Yalnızca O vardır. O’nun şeriki yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’nadır. O herşeye kadirdir. Biz Rabbimize hamdedenleriz. O’na secde ve ibadet eden, O’na tevbe edenleriz. Allah va’dinde durdu ve kuluna yardım etti. Düşman ordularını tek başına bozguna uğrattı.” dedi ve gündüz vakti Medine’ye girdi.
Resulullah’ın Vedâ hutbesi
Resulullah’ın Arafe günü ve eyyâm-ı teşrikin ortasında (yani 12 Zilhicce’de) irad ettiği, güzel ve beliğ, pek çok faydayı muhtevi iki hutbesinin metnini buraya alıyoruz:
Resulullah’ın Arafat’taki hutbesi
“İyi biliniz ki, bu şehrinizde ve bu ayınızda, bu gününüz nasıl haram ve mukaddes ise, kanlarınız ve mallarınız da aynı şekilde birbirlerinize haram ve dokunulmazdır.
“İyi biliniz ki, her türlü cahiliye adeti iki ayağımın altında çiğnenmiştir. Cahiliye devrindeki kan davaları tamamen ilga edilmiştir. Kaldırdığım ilk kan davası da Rebia b. el-Hâris’in kan davasıdır. Rebiâ, Beni Sa’d kabilesinden bir süt anneye verilmiş ve orada Huzeyl tarafından öldürülmüştü. Cahiliye çağından kalma bir adet olan faiz de ilga edilmiştir. Kaldırdığım ilk faiz de Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Faizin her türlüsü kaldırılmıştır.
“Ey insanlar! Kadınlarınız hakkında da Allah’tan korkunuz. Çünkü siz onları Allah’ın bir emâneti olarak aldınız. Onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, aile harîmini sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizin müsaade etmeyeceğiniz birini aile yuvasına alırlarsa, onları hafifçe dövebilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, geleneğe göre her türlü rızık ve giyimlerini temin etmenizdir. Ey iman edenler! Size öyle bir emanet bırakıyorum ki, ona sımsıkı sarıldığınız müddetçe doğru yoldan ayrılmazsınız. Bu emanet Allah’ın kitabı ve Resulünün sünnetidir.”
Daha sonra Resulullah “Ey insanlar! Yarın beni sizden soracaklar, o zaman ne diyeceksiniz?” diye sorunca Ashâb-ı Kirâm, “‘Allah’ın risaletini tebliğ ettin, görevini ifâ ettin, bize nasihatte bulundun’ diye şehadet ederiz.” dediler. Bunun üzerine, Resulullah mübarek şehadet parmağını semaya doğru kaldırarak, sonra da halka doğru çevirip indirerek: “Şahid ol Yâ Râb! Şahid ol Yâ Râb! Şahid ol Yâ Râb!” dedi.
Resulullah’ın ikinci günkü hutbesi
Resulullah, “Ey insanlar! Hangi ayda, hangi günde ve hangi beldede olduğunuzu biliyor musunuz?” diye sordu. Müminler: “Haram bir günde, haram bir ayda ve haram bir beldede bulunuyoruz.” dediler. Resulullah: “O halde biliniz ki, bu beldenizde, bu ayınızda, bu gününüzün haram olduğu gibi, Rabbinize kavuşacağınız güne kadar kanlarınız, ırzlarınız ve mallarınız da birbirlerinize haram ve mukaddestir.” buyurdu ve devamla şöyle dedi:
“Beni iyi dinleyiniz! Aklınızı başınıza toplayınız da zulmetmeyiniz, sakın zulmetmeyiniz. Bir müslümanın malı gönül rızasıyla verdiği müstesna diğerine helâl değildir.
“Âgâh olunuz! Cahiliye çağından kalma her türlü kan ve mal davası, her çeşit cahiliye geleneği kıyamete kadar şu iki ayağımın altındadır. Kaldırılan ilk kan davası Abdulmuttalib’in torunu Rebia’nın kan davasıdır. O, Benî Leys kabilesine mensup bir süt anneye verilmiş ve orada Huzeyl tarafından katledilmiştir.
“İyi biliniz ki, Cahiliye çağındaki faiz de kaldırılmıştır. Allah’ın emriyle kaldırılan ilk faiz de Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Fakat sermayeleriniz sizindir. Ne zulmedeceksiniz, ne de zulme uğrayacaksınız.
“Ey insanlar! Zaman, Allah’ın gökleri ve yerleri yarattığı günkü vaziyetine dönmüştür. ‘Hakikatte ayların sayısı Allah katında, Allah’ın kitabında, ta gökleri ve yeri yarattığı günden beri on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte bu en doğru hesaptır. Bu haram aylarda nefislerinize zulmetmeyiniz.’
“Ey insanlar! Sakın benden sonra küfre dönüp de kâfirler gibi birbirinizin boyunlarını vurmayınız.
“Ey insanlar! İyi biliniz ki, şeytan sizin kendisine tapmanızdan artık ebediyyen ümidini kesmiştir. Fakat sizi ifsad etmek, aranızı bozmak için çalışacaktır.
“Ey müminler! Kadınlar hakkında da Allah’tan korkunuz. Onlar sizin yanınızda zayıf durumdadır, kendileri için hiçbir şeye malik değillerdir. Onların sizin üzerinizde, sizin de onların üzerinde hakları vardır. Onların sizden başkasını yuvanıza almamaları gerekir. Hoşlanmadığınız birinin evlerinize girmelerine izin vermemelidirler. Eğer size karşı gelmelerinden korkarsanız, onlara nasihat ediniz, yataklarında yalnız bırakınız, hafifçe dövebilirsiniz de. Onların giyimlerini ve rızıklarını geleneklere göre temin etmek sizin görevinizdir. Zira siz onları Allah’ın bir emaneti olarak aldınız, onların namuslarını Allah adına söz vererek helâl edindiniz.
“Ashabım! Kimin yanında bir emânet varsa onu sahibine versin.”
Resulullah sonra iki elini açıp “Tebliğ ettim mi? Tebliğ ettim mi?” diye sordu ve “Burada bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin. Çünkü tebliğ edilecek bazı şahıslar dinleyenlerden daha iyi insanlar olabilir.” dedi.