On Sekizinci Bölüm

Huneyn Gazâsı

Rahmet Peygamberi · Ebu’l-Hasen Ali en-Nedvî

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isteyenlerin başka bir teşebbüsü

Mekke fethi tamamlandıktan ve insanlar bölük bölük Allah’ın dinine girdikten sonra, Araplar çantalarındaki son oku da İslâm’a ve müslümanlara karşı kullandılar. Bu Resulullah ile muharebe etmek ve İslâm’ın Arap Yarımadası’ndaki yayılışını durdurmak için yapılan, ümitsiz bir teşebbüstü.

Hevâzin’in toplanması

Hevâzin; Kureyş’ten sonraki en büyük kuvvetti. Kureyş’le Hevâzin arasında öteden beri rekabet vardı. Kureyş’in boyun eğdiğine Hevâzin boyun eğmezdi. İslâmiyet’in kökünü kazmada şeref ve üstünlüğün kendine ait olmasını isterdi. Kureyş’in güç yetiremediği şeyleri bazan Hevâzin yapabilirdi.

Hevazin kabilesinin reisi Malik b. Avf en-Nasri’nin savaş çağrısında bulunması üzerine; Hevâzin ile beraber bütün Sakif, Nasr ve Cuşem kabileleri de onun etrafında toplandılar. Ka’b ve Kilab boyları Hevazin’e katılmadılar. Malik b. Avf ordusunu Resulullah üzerine yürüttü. Aile ve namuslarını korumaları, geri dönmemeleri için savaşa katılanların karılarını, çocuklarını ve mallarını da beraberlerinde götürmelerini tenbih etmişti.

Bu savaşa yaşı çok ilerlemiş, tecrübeli, ileri görüşlü bir adam olan Dureyd b. es-Sımme de katılmıştı. Malik b. Avf’ın ordusu Evtas’a inip ordugâh kurdu.

Develer böğürüyor, eşekler anırıyor, koyunlar meliyor ve çocuklar ağlıyordu. Malik, halka: “Müslümanları görünce kılıçlarınızın kınlarını kırınız, sonra da yekvücut halde (hep birlikte) saldırınız” dedi.

Resulullah’ın yanında yeni müslüman olanlar ve henüz müslüman olmayanlardan mürekkep, ikibin Mekke’li vardı. Ayrıca Medine’den Hz. Peygamber’le yola çıkmış olan, on bin sahâbe-i kiram vardı. Müslüman ordusu bundan önce ulaşmadığı bir rakama ulaşmıştı. Öyle ki, bazı müslümanlar “Bugün azlık yüzünden mağlub olmayacağız.” diyordu. Halkın çokluğu onları şaşırtmıştı.

Resulullah, müşrik olan Safvan b. Ümeyye’den, emaneten zırh ve silâh aldı ve doğruca Hevâzin üzerine yürüdü.

Putperestliğe geri dönüş yoktur

Huneyn savaşına cahiliye geleneklerinden henüz tam kopamamış olan bazı şahıslar da katılmıştı. Bazı Arap kabilelerinin büyük ve yeşil bir ağaçları vardı. Buna “Zâtu Envât” diyorlardı. Her yıl onun yanına gelir ve silâhlarını çıkarıp onun üzerine asarlardı. Kurbanlarını onun yanında keser ve orada ibadet niyetiyle bir gün kalırlardı. Resulullah ile birlikte giderlerken gözleri bu ağaca takıldı. Terketmiş oldukları cahiliye geleneklerine bağlı kalarak konuşmaya başladılar. Bu ağacı uzun zamandır da görmemişlerdi. Hemen: “Ya Rasulallah! Onların Zâtu Envât’ı gibi bir Zâtu Envât da bize yap.” dediler. Resulullah: “Allahu Ekber! Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, siz, Musa’nın kavminin Musa’ya dediği şeyleri bana söylüyorsunuz. Musa’nın kavmi ona: ‘Onların ilâhları gibi sen de bize bir ilâh yap’ demişler, Musa da ‘Siz câhil bir kavimsiniz.’ demişti. Muhakkak ki siz, sizden önceki kavimlerin yolundan gidiyorsunuz” buyurdu.

Huneyn vâdisinde

Müslümanlar H. 8. yılın 10 Şevvâl’inde (M. 31 Ocak 630) sabah karanlığında, Huneyn vadisine inmeye başladılar. Hevâzin kabilesi müslümanlardan daha önce gelip Vadi’nin iki yanına gizlenmiş ve dar geçitlerini tutmuştu. Korkup çekinmeden müslümanları ok yağmuruna tuttular, kılıçlarıyla saldırıya geçtiler. Yekvücut halde hücum ettiler. Hevâzin okçu bir kavimdi. Müslümanların hepsi geri dönüp kaçmaya başladı. Hiçbiri başını çevirip de diğerine bile bakmıyordu.

Çok tehlikeli bir an yaşanıyordu. Müslümanlar neredeyse hezimete uğrayacaktı. Bundan sonra hiçbir şey onları ayakta tutamazdı. Vaziyet, Uhud harbinde, Hz. Peygamber’in öldürüldüğü yolundaki haberlerin yayıldığı zamana çok benziyordu. O zaman müslümanlar bu haber üzerine geri çekilmişlerdi.

Düşmanın sevinci ve imânı zayıf olanların geçirdiği sarsıntı

Resulullah’ın yanında bulunan imansız ve câhil Mekkeliler, müslümanların bu bozgununu görünce, bazıları kalblerinde gizledikleri kini açığa vurarak: “Onların hezimeti denize kadar sürer.” bazıları da “Artık bu gün sihir bozulmuştur.” diye konuşuyorlardı.

Zafer ve huzur

Allah Teâlâ, sayıca çok oldukları için gurura kapılan müslümanları dilediği şekilde te’dib ettikten ve imanları kuvvetlensin, fetih kendilerini şımartmasın, hezimet de üzmesin diye fethin lezzetinden sonra hezimetin acısını da tattırarak, yeniden düşman üzerine sevketti. Resulünü ve mü’minleri gönül rahatlığına kavuşturdu. Resulullah korku ve endişeye kapılmadan boz katırı üzerinde, olduğu yerde duruyordu. Muhacir ve Ensardan bir grup ile ehl-i beytinden bazıları da Resulullah’ın yanında yer alıyordu. Abbas b. Abdulmuttalib de Resulullah’ın katırının yularını tutuyordu. Resulullah şöyle diyordu: “Yalan değil, ben Peygamberim. Ben Abdulmuttalib’in oğluyum.”

Müşriklerin askeri birlikleri Hz. Peygamber’in üzerine doğru gelince, Resulullah, yerden bir avuç toprak alıp düşmanların gözlerine doğru atmış ve onların gözleri bu topraklarla dolmuştu.

Resulullah halkın kendi derdine düştüğünü görünce, Hz. Abbas’a: “Ey Abbas! Müslümanlara seslen!” dedi. O da: “Ey Ensar topluluğu! Ey semure ağacı altında bey’at edenler!” diye bağırdı. Müslümanlar da: “Lebbeyk, lebbeyk!” diye bu davete icabet ettiler. Hz. Abbas sesi gür bir adamdı. Onun sesini duyanlar devesinden iniyor, kılıç ve kalkanını alıp Resulullah’a kavuşuncaya kadar koşuyordu. Resulullah’ın yanında bir cemaat oluşunca hemen düşman üzerine savaşmaya başladılar. Resulullah üzengileri üzerine basıp, mücahidlerin düşmanla kıyasıya savaştıklarını görünce: “İşte şimdi tandır alevlendi, savaş kızıştı.” buyurdu. Sonra da yerden aldığı çakıl taşlarını kâfirlerin yüzlerine doğru savurdu. Hz. Abbas diyor ki: “Savaşı gözetlemeye devam ediyordum, Resulullah çakıl taşlarını atınca kuvvetlerinin azaldığını, işlerinin tersine döndüğünü gördüm.”

Halk kılıçlarla vuruşmaya devam etmiş, sonra da düşman bozgun halinde kaçmıştı. Hiçbiri geri dönmemiştir. Müslümanlar Resulullah’ın yanına gelince, esirleri onun çevresinde toplanmış buldular. Allah Teâlâ meleklerini yardımcı olarak göndermiş ve vadi bu meleklerle dolup taşmıştı. Böylece Hevâzin tam bir bozguna uğratılmıştı.

Allah Teâlâ buyuruyor:

Müslümanların ve İslâm’ın düşmanı olanların son savaşı

Huneyn gazasıyla Arabların içindeki ateş sönmüş, bütün güçleri tükenmiş, okları kalmamıştı. Toplulukları zelil olmuş, kalbleri İslam’a açılmıştı.

Evtâs

Hevazin kabilesi büsbütün bozguna uğrayınca, onlardan bir kısmı —ki, bunların arasında reisleri Malik b. Avf da vardı— kaçıp Taif’e sığınmıştı. Diğer bir kısmı da Evtas’a giderek orada ordugâh kurmuşlardı. Bunun üzerine Resulullah, Ebû Âmir el-Eşarî başkanlığındaki bir seriyyeyi onların üzerine gönderdi. Bu seriyye düşmanla çarpışarak onları mağlup etmeyi başardı.

Huneyn’de elde edilen ganimetler ve esirler Resulullah’ın yanına getirildi. Hz. Peygamber esirlerin ve ganimet mallarının Ci’râne’ye gönderilmesini emretti. Esirler orada hapsedildi.

Esirlerin sayısı 6. idi. 24. deve, 40 binden fazla koyun ve keçi, 4. okka gümüş elde edilmişti ki, bu müslümanların bugüne kadar ele geçirdikleri ganimetlerin en büyüğüydü.

Resulullah Huneyn günü ashabına; çocukları, kadınları, hizmetçi ve köleleri öldürmemelerini emretmişti. O gün öldürülen bir kadına da çok üzülmüştü.